Cumartesi, Şubat 10, 2007 - TIKANDI BABA |
Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
Tıkandı baba, çay getir
Tıkandı baba, oralet getir. Vb
Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş.
Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?
Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba
Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;
Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve
Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.
Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;
Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.
Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya
Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi
Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da
Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba'dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;
Bizim Tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;
Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
Geldi sultanım
Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.
Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.
Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;
Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış
Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.
Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,
Niçin, demiş. Askerler
Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline
Ne olacak şimdi, demiş
Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;
"VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"
|
| • yok Beğenip Yorumlayanlar! • Yorum Yap • Bağlantı |
Salı, Ocak 30, 2007 - BİZ KADINLAR |
Bazi erkek okurlar kadin erkek iliskilerine degindigim yazilarimdan hep kadinlardan yana oldugum izlenimini edinmisler. Asla böyle bir sey yok. Herkese esit mesafedeyim. Ben sadece gözlemlerimi aktarmaya çalisiyorum, hatta ucu bana dokunsa bile. Bugünkü yaziyi okuyunca bunu daha iyi anlayacaksiniz.
Konumuz kadinlar.
Bütün kadinlar birbirlerini rakip olarak görürler. Birbirlerini kiskanmalari için ayni meslekten olmalari ya da menfaatlerinin çatismasi falan sart degildir. Ortalikta kendilerinden baska kadinlarin da dolasiyor olmasi, kiskanmalari için yeterli bir sebeptir. Yolu kadinlarin görev yaptigi bir yere, örnegin bir banka subesine düsen bir kadin, gördügü muameleden bunu sip diye anlayabilir. Bütün kadinlarin mutlaka kosulacak sartlari vardir. Seninle evlenirim ama,... Dedigini yaparim ama,... Nedense bütün ask siirleri, en duygulu sarki sözleri hep erkekler tarafindan yazilmistir. Çok duygulu olduklari söylenen kadinlarin bu sirada ne yaptiklari merak konusudur. Bence kadinlar o sirada diger kadinlari incelemekle mesguldürler. Ne giymis, Ne takmis, Benden güzel mi? , v.s.
Erkekler (eger ruh hastasi degillerse) eslerini çok yakin arkadaslarindan, akrabalarindan, yani olur olmaz herkesten kiskanmazlar. Oysa kadinlar, hiç ayrim yapmaksizin, ömür boyunca, istisnasiz her disiden kiskanirlar kocalarini. Kendisinden 30 yas büyük bir kadinla, sirf parasi için evlenen pek az erkek vardir. Buna karsilik etraf, babasi, hatta dedesi yasinda, ama mutlaka zengin erkeklere asik olan (!) kadinlarla doludur. Hiçbir kadin çalistigi yerde üstünün kadin olmasini istemez. Vallahi bunu ben söylemiyorum,anketler öyle diyor. Erkekler, kadinlardan ilgi, sefkat, sevgi disinda pek bir sey beklemezler. Kadinlara bunlar asla yetmez, ilave olarak iki bilezik, bir yüzük gerekir çogu zaman. Gelin-kaynana çekismesinin fikralara geçtigi ülkemizde hiç damat-kayinpeder çekismesine tanik oldunuz mu? Elti gemisi yürümez diye bir söz vardir da neden bacanaklar için söylenmis benzer bir laf yoktur?
Evli kadinla iliskiye giren çok az erkek vardir. Buna karsilik evli erkekle hiç düsünmeden iliskiye giren kadin sayisi benim bildigim, gördügüm, duydugum kadariyla bir hayli kabariktir. Erkekler bir araya geldiklerinde isten, politikadan, futboldan bahsederler genellikle. Kadinlar bir araya geldiginde ise vay o anda orada olmayan diger kadinlarin haline! Eslerinden, Yorgunum, Basim agriyor bahanesiyle mümkün oldugunca Kaçan kadinlar, ortaya ikinci bir kadin çiktigi zaman aniden kocalarini çok sevdiklerini (!) farkederler. Kocasi tarafindan aldatilan kadinlar genellikle bosanmak yerine, bir çocuk daha yapmayi tercih ederler. Tersi durumda ise erkekler kadinlar kadar akilli olmadiklari için bunu gurur meselesi yapar ve kadini hemen bosamaya kalkarlar. Kadinlar evde aksama kadar istedikleri gibi yasarlar. Ne karisanlari ne de görüsenleri vardir. Erkeklerin aksamdan aksama geldikleri evlerinde pekde özgür olduklari söylenemez. Kendilerine durmadan oraya oturmamasi, sigarasinin külüne dikkat etmesi, ayakkabisini çikarmasi hatirlatilir. Kadinlar aksama kadar kocalarinin bilgisi disinda istedikleri arkadaslarini misafir ederler. Oysa hiçbir erkek karisindan izin almadan eve bir erkek arkadasini getiremez. Hatta izin alarak bile. Kadinlar her istediklerinde, eslerinden izin almadan annelerini ziyaret edebilirler.Erkekler ne haberli, ne habersiz, yanlarin da esleri olmadan asla annelerine ugrayamazlar.
Kadinlar bütün iliskilerinde hesap kitap içindedirler. Asla seffaf degildirler. Hoslanirlar, hoslanmaz gibi davranirlar, isterler, istemez gibi yaparlar. Esleriyle sorunlarini çözmede bedenlerini silah olarak kullananlar bile vardir. Vücutlarini göstermeye bayilirlar. Açik, dar, seffaf, kisa giyerler. Sonra da Neden bakiyorsunuz? diye sinirlenirler. Aslinda amaçlari baktirmaktir, ama bunu asla kabul etmezler. Özgürlükten, rahatliktan, medeniyetten falan söz ederler. Nereden biliyorsun, derseniz ben de kadinim oradan biliyorum.
NOT: Istisnalar kaideyi bozmaz.
Pakize SUDA
|
| • 2 Beğenip Yorumlayanlar! • Yorum Yap • Bağlantı |
Salı, Ocak 30, 2007 - KENDİ KENDİNE SORULAR |
Belki en büyük savaşları kendi içimizde yaşıyoruz, arzularımız korkularımızla çarpışıyor, özlemlerimiz kuşkularımızla vuruşuyor, hayallerimiz acı tecrübelerimizin bize kurduğu pusulara düşüyor, mutluluğa doğru coşkulu bir koşu tutturma isteği en olmadık anda kaçıp gidecek huzurun ihanetinden endişeleniyor.
Özgürlüğe kendimizi bir boşluğa bırakır gibi bırakma dürtüsü, bizim özgürlüğümüzün bir başkasının esaretine yol açacağının tedirginliğiyle kuşatılmışken biz özgür olabilir miyiz sorusu büyüyor içimizde. Geçmişe olan borcumuz geleceği yaratma gücümüzü zayıflatıyor. Alışkanlıklarımız heyecanlarımızla boğuşuyor.
Kendi kendimizle savaşıp, cevaplarını bilmediğimiz sorularla allak bullak oluyoruz.
Bizim isteklerimiz başkasına acı verecekse, isteklerimizden vaz mı geçmeliyiz, vazgeçmenin bize çektireceği acı, sevdiğimiz birinin çekeceği acıdan daha mı az yaralar bizi?
Sevdiklerimize olan borcumuz ne, peki kendimize olan borcumuz?
Bu hayatı nasıl yaşamalıyız?
Huzuru mu aramalıyız heyecanı mı?
Yaptıklarımızdan pişman mı oluyoruz yoksa yapmadıklarımızdan mı, gelecekte hangisi takılır aklımıza? Bizim mutluluğumuzun yolu bir başkasının mutsuzluğundan geçiyorsa, değiştirmeli miyiz yolumuzu? İnsan en büyük savaşı kendi içinde veriyor.
Birbiriyle çelişen duygularımızla hırpalanıyoruz, kimsenin görmediği bir savaş alanı gibi içimiz, kendi ölülerimizle doluyor, duygularımızdan hangisi galip gelirse gelsin, patlayan duygularımızla birilerinin vurulacağını biliyoruz artık.
İsteklerimizi, coşkularımızı, özlemlerimizi evcilleştirmeli miyiz, kendi kendimizin avcısı olup kafeslere mı kapatmalıyız ruhumuzu?
Bilinmeyenin bizde yarattığı o çıldırtıcı merakın peşinden mi koşmalıyız yoksa bilinmeyenden saklı olana duyduğumuz korkuyla geri mi durmalıyız.
Ne yapmalıyız, bu hayatı nasıl yaşamalıyız?
Kendimizden başka bir dostumuzun, kendimizden başka bir ordumuzun olmadığı bir savaşta bölünen ruhumuzun hangi tarafının zaferi için uğraşmalıyız.
Hangi tarafı tutarsak tutalım neticede yine de bir tarafımıza ihanet etmiş olmayacak mıyız, ihanetsiz yaratılamayacak bir geleceğin yükünü taşıyabilecek kadar güçlü müyüz?
Kaçsak, gidecek yerimiz yok, kendi kendimize tutsağız, savaşsak vuracağımız başkalarıyla birlikte yine kendimiz olacağız.
Ayaklanmış duygularımızın birbiriyle vuruştuğu bir savaş yaşıyoruz. Geçmişten geleceğe ancak savaşla geçebiliyor ruhumuz, geçmişi olanın geleceği savaşsız yaratılmıyor. Hem mutlu hem huzurlu, hem coşkulu hem korkusuz, hem arzulu hem kuşkusuz olamaz mıyız,geleceği başkalarının hayatlarına dokunmadan, onlarda acınacak yaralarla yaralanmadan yaratamaz mıyız?
Nedir bu savaşın ardındaki sır, hangi buyu bizi bizimle vuruşturuyor, hangi korkunç kader geçmişimizi geleceğimizle çarpıştırıyor?
Huzur bütün duygularımızı barış içinde tutmaksa eğer, hiç mi huzurlu olamayacağız, bir huzursuzluğa mı mahkumuz? En korkunç savaşı kendi içimizde yaşarken, ne yapmalıyız?
Kim akıl verebilir bize? Kim bize yol gösterebilir?
Savaşa savaşa, her savaşta bir parçamızı öldürerek mi yürüyeceğiz hayatın içinde? Her mutluluk bir acıdan mı süzülecek?
Pusularla, ihanetlerle, saldırılarla, geri çekilmelerle, mütarekelerle, kaçışlarla, esaretlerle dolu bir savaşı yalnız başımıza yaşıyoruz, kim galip gelirse gelsin bir tarafımız hep yeniliyor.
Yenilmeden galip gelemiyoruz.
Her zafer bir yenilginin izini bırakıyor derinimizde.
Zaferlerimiz kadar da yenilgilerimiz oluyor.
Kendi kendimizle savaşarak yürüyoruz.
Ve savaş, biz bittiğimizde bitiyor ancak.
Ahmet ALTAN
|
|
| • yok Beğenip Yorumlayanlar! • Yorum Yap • Bağlantı |
Salı, Ocak 30, 2007 - GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE |
Pakize SUDA Güleriz ağlanacak halimize
BAZEN bu köşede boşu boşuna bulunduğum hissine kapılıyorum.
Özellikle gazeteleri elime aldığımda.
Ben sizi Türkiye'de olup biten birtakım şeylerden daha fazla gülümsetebilir miyim?
Asla.
Nazım Hikmet, ‘‘Memleketimden İnsan Manzaraları’’ demiş. Günde kırk kere kullanasım geliyor bu sözü.
Bakın mesela, önümde bir gazetenin üçüncü sayfası açık şu anda, haberleri tarıyorum.
Kırıkkale'de bir eve giren hırsızlar sadece bakır kazanları alarak kaçmışlar.
Cep telefonuna, televizyona falan dokunmamışlar.
Aslında belki de cep telefonunu çalmaları daha komik olurdu. Kime satacaklar, herkeste iki tane var. Bu açıdan bakınca bakır kazan daha kıymetli olabilir.
Bunu geçiyorum o zaman.
Rize'de baz istasyonu diye caminin paratonerini sökmüşler.
Buna da şükür. Füze diye minareyi ateşleyebilirlerdi.
Hálá aynı sayfadayım.
Mobiletiyle gezintiye çıkan bir genç uçağa çarpmış.
Çocuk haklı, uçak dediğin havada olur, mobiletin önünde durup durmasının álemi ne? Bakın uçak havadayken gelip çarpsaydı o zaman başkaydı.
* * *
Öteki sayfayı çeviriyorum. Artık bir günde üç acayiplik yeter, başka bir şey yoktur herhalde.
Kim demiş?
Genç kaptan ilk seferinde denize düşmüş.
Şimdi bu ağlanacak bir vaka tabii de gülünecek bir yanı da yok mu?
Geçen gün de bir genç kız masa örtüsünü silkelerken balkondan düşmüştü. Bu kadarla kalsa iyi. Genç kızı kurtarmak isteyen annesi de arkasından...
Hayır, silkelediği halı olsa anlayacağım. Bir ağırlığı var, insanın hakikaten dengesi bozulabilir. Ama masa örtüsü dediğiniz tüy gibi bir şey. Artık nasıl bir şiddet ve celalle silkelediyse...
Bir yandan da gülme komşuna gelir başına korkusu içindeyim. Öyle ya ben de bu vatanın evladıyım.
Bir de şuna bakın:
Konya Barosu Başkan Vekili, ‘‘Bir kızın karşısında gül koklamak bile sarkıntılığa girebilir’’ demiş.
Kızın alınganlık eşiğine kalmış artık. İyice düşükse, ‘‘Bu adam benim baktığım yöne bakıyor’’ diye mahkemeye gidebilir.
* * *
Geçenlerde ‘‘Film Gibi’’de bir kadıncağız vardı. Kendisini görmek istemeyen babasıyla barışmak istiyormuş. Fakat bir yandan da kendi çocuğunu hiç görmemiş, doğurduğu gün evlatlık vermiş.
Ama dikkatinizi çekmek istediğim husus bu değil.
Ayrıldığı kocasının hiç haberi olmamış bir çocukları olduğundan. Söylememiş kadın. Ama ben buna da takılmış değilim. Gerçi olacak iş değil ama...
Gerekçesini anlatırken ‘‘Zaten ben de yedinci ayında fark ettim hamile olduğumu’’ dedi. İşte burada koptum.
Bir kadının hamile olduğunu doğuma iki ay kala fark etmesi...
Ne bileyim, üç gün sonra bu durumu öpüp de başıma koyacağımı? Olayı bebeğin kafası görününce çözenler de varmış meğer.
13 yaşında bir kız çocuğu doğum yapmış. Ailecek bebek doğunca anlamışlar kızın hamile olduğunu.
13 yaşında kızdan bir şey beklemiyorum, lakin ailesine ne demeli? 9 ay boyunca ‘‘Kızımız şişmanlıyor’’ demişler. Habire karnından şişmanlayan ilk çocuğun ana babası olmakla gurur bile duymuşlardır belki.
Ne diyeyim bilmiyorum.
En uygunu ‘‘Güleriz ağlanacak halimize’’ galiba.
Kaynak : Hürriyetim
Yazar : Pakide SUDA |
| • yok Beğenip Yorumlayanlar! • Yorum Yap • Bağlantı |
Salı, Ocak 30, 2007 - SİZİ KADINLAR YÖNLENDİRİR |
Bir erkegin düsünsel yetenegi, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durdugu kat, içine dogdugu kattir, tanidigi ilk kadinin, annesinin onu biraktigi kat. Giyim zevkinin bulunmadigi bir bahçede dogduysaniz, giyim zevkinin gelismis oldugu bir bahçeye sizi ancak bir kadin götürür, sofralarinin inceliklerle donatilmadigi bir katta dogduysaniz, incelikli sofralarin bulundugu kata sizi götürecek olan da bir kadindir. Birlikte oldugunuz kadin degistiginde, degisen yalnizca bir kadin degildir, hayatin neredeyse bütünü degisir, bir baska kata, bir baska bahçeye geçersiniz, orada hersey farklidir. Dinlediginiz müzik, otudugunuz kitap, yediginiz yemek, gittiginiz yerler, bulustugunuz arkadaslar, hatta taktiginiz kravat bile degisir. Bir erkegi hayatin içinde kadinlar gezdirir, hayatin katlari arasinda kadinlar dolastirir. Zevkli bir kadina rastlarsaniz zevkiniz, bilgili bir kadina rastlarsaniz bilginiz, esprili bir kadina rastlarsaniz espriniz, zeki bir kadina rastlarsaniz zekâniz gelisir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acilar da ögrenirsiniz. Hayat, kutsal kitaplarda anlatildigi gibi kat kattir; Babil'in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. Bir terastan bir terasa sizi kadinlar götürür. Ve, bugün durdugunuz teras, seyrettiginiz manzara, gördügünüz hayat, yaninizdaki kadinin terasi, manzarasi, hayatidir; hayatin hangi katinda durdugunuzu, yaninizdaki kadinin durdugu kat belirler. Hayatiniz, seçtiginiz kadindir. Bir kadin degil bir hayat seçersiniz çünkü."
Ahmet Altan
|
| • yok Beğenip Yorumlayanlar! • Yorum Yap • Bağlantı |
toplist - evden eve nakliye - evden eve nakliyat - site ekle
|
Hakkımda
delhastro ile Hayat Hikayeleri Derlemeler
Destekçilerim
• ahmetmacit • sweetgirl • geceperisi • simlicadi • angelgirl1 • anesa • yunuss • ar • sabahyildizi • ahmetfuat • blacksoft • hurricanee • onur35 • angel14 • eroman • arzumeyp • bucan • ahusevimli • ahsuvera • iremkiz • aqademic • turkuaz70 • ahmetyazar • 1133 • deryaasder • buseyagmur • fidelya • acemica • angel7 • beyzadem23 • gulpembe94 • gulpembe2 • didoli82
|